SSCB’nin tabutuna çivi çakan olay: Jeltoksan

Aralık 18, 2017 | 517 gösterim | ANALİZ

jeltoksanSSCB’nin tabutuna çivi çakan iki olay daha doğrusu iki facia var.

Birincisi; Kazakların 16 Aralık (Jeltoksan) 1986 olayı.

İkincisi ise; 20 Ocak (Yanvar) 1990 faciası.

Bugün; SSCB’nin yıkılmasına neden olan 16 Aralık Almatı hadiselerinin ve Kazak halkının kahramanca direnişini paylaşmak istiyorum. 20 Ocak’ta ise; Bakü faciasıyla ilgili duygularımı paylaşacağım. Kazakistan’da, 31 yıl önce bugün, ülke tarihinin en önemli olaylarından biri yaşandı.  Almatı Jeltoksan direnişi, bağımsızlığa giden yolun işaret fişeği oldu… Hiç şüphesiz bu tarih, sadece Kazakistan’ın yıl dönümü değil, aslında SSCB’nin çöküşünün ve 15 Cumhuriyet’in de bağımsızlığa doğru yol alışının ilk kilometre taşıdır. Kazak halkının bu direnişi sayesinde, bu ülkeler bugün ‘bağımsız ülke’ olmanın tadını yaşıyor dersek, abartılı olmaz. Baltıktan, Kafkasya’ya ve Orta Asya’ya kadar ki geniş coğrafyanın insanı, Kazak halkının verdiği mücadeleyle bir nevi cesaret kazandılar. Böylece, 1990’da Baltık ülkesi Litvanya’dan  Ukrayna’ya,  Kafkas coğrafyasındaki Azerbaycan ve Orta Asya’nın en büyük topraklarına sahip Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’den ayrıldığını ilan eden ilk ülkeler oldular. Böylece, bu karardan sonra, 22.403.000 km’lik yüzölçümüyle dünyanın en geniş ülkesi (!) SSCB dağıldı. İşte tüm bunların ilk basamağı olan ve Kazak halkının “Jeltoksan”  dediği ayda gerçekleşti.

“Jeltoksan” sözü Kazakça ‘da “Aralık ayı’ demek. Yani, “Jeltoksan Olayları” 1986 yılının Aralık ayında Almatı’da yaşanan ıstıraplı günlerin diğer bir adıdır. Aralık ayında Sovyetler Birliği ve bugünkü Bağımsız Devletler Topluluğu Cumhuriyetler bu soğuk kış ayına şunlara şahitlik ettiler: Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesinin 1. Sekreterliği (Günümüzün Cumhurbaşkanlığı makamı) görevinde, 22 yıldan beri Kazak asıllı Din Muhammed Kunayev bulunmaktaydı. Kazak halkı, bu makamı, 22 yıldan beri kendilerinden birisinin bulunması nedeniyle aynı zamanda kazanılmış bir “milli hak” olarak görüyordu. Ve Kunayev’in emekliye ayrılmasından sonra, özellikle o dönemde Gorbaçov’un yürütmekte olduğu açıklık-yumuşama ve yeniden yapılanma politikaları çerçevesinde, yine bir başka Kazak’ın atanması bekleniyordu.

Ama öyle olmadı. Moskova yönetimi, özellikle halkı Müslüman olmayan diğer Cumhuriyetlere bir süreden beri daha ılımlı davranmaktaydı. Ama yeni atamayla, Kazakistan için bunun tam tersini yaptı. Ve Din Muhammed Kunayev’den boşalan makama, hiç alakası olmayan Rus asıllı Gennadiy Kolbin oturtuldu. Kazak gençleri, bu uygulamaya karşı, Devlet Üniversitesi’nden başlayan bir direniş sergilediler. Protesto mitingini ilk kez düzenlediler Komünist Moskova yönetimine karşı, SSCB coğrafyasında. Bu direnişlerde “Kazakistan yönetimine ancak Kazak birinin getirilmesi gereği” ifade ediliyordu. Respublika (Cumhuriyet) alanına doğru, ellerinde pankartlarla yürüdü direnişçiler. SSCB’nin katı yönetim tarzı ve böylesi bir mitingi yan yana düşünmek bile mümkün değilken, Kazak direnişçileri böylesi bir ilki gerçeğe taşımış oluyorlardı. Bu çok önemli bir hadiseydi hiç kuşkusuz. Büyük bir cesaret işiydi… SSCB Yönetimi, gençlerin bu haklı talebini dinlemek yerine, güç kullanarak susturmayı denedi, ama başaramadı. Yönetimin kolluk ve askeri güçleri ile gençler arasındaki çatışma, Almatı sokaklarına yayıldı. Kazak gençleri Komünist Partisi Merkez binasına girerek, binayı ele geçirdi. Daha sonra şehir hapishanesini de ele geçirerek, yönetimin derdest edip, hürriyetinden mahrum bıraktığı arkadaşlarını salıverdiler. Böylece, Sovyet yönetiminin hukuksuz uygulamasına başkaldırmış, başkaldıranları izole etmeye çalışan yerel yönetim başarılı olamamıştı. Fakat o gece ve ertesi gün, dev Sovyet uçakları Moskova’dan Almatı’ya silahlı asker taşıdı. 17 Aralık akşamına kadar Kızıl Ordu’nun 70 bin kişilik bir birliği olay mahiline taşınmıştı. Söz konusu birlik, Almatı sokaklarındaki bu idealist gençlerin üzerine acımasızca ve donanımlı bir ordu ile savaşırcasına ateş açtı. Pek çok Kazak genci şehit oldu. Pek çoğu ağır yaralar aldı. O yıl çok ağır geçen kar ve kış şartlarında, Cumhuriyet Alanı’na toplanmış insanlara, soğuk tazyikli suyla müdahale edildi. Bazı yaralıların, damperli araçlarla karlı ve soğuk dağlarına gece taşındıkları, dağ yamaçlarından aşağıya yuvarlattıkları geçti kayıtlara. Bu yaralıların pek çoğunun ağır kış şartlarında, donarak hayatlarını kaybettikleri belirlendi. Resmi açıklamalarda, ölü sayısı, her ne kadar 22 olarak zikredilse de, hadiselerin dehşetiyle güne uyanan halk, bu rakamlara itibar etmedi. Bu arada SSCB sistemi kapalı devre bir sistem olduğu için, dış dünyanın bu hadiselerin çoğundan haberi olmadı.

jeltoksan-1İlk kez biz 1992’de Jeltoksan olaynı tüm detayıyla Türkiye’ye taşımıştık

Jeltoksan olayı, 1992’de ilk olarak yapmış olduğumuz çok detaylı ve çarpıcı bir röportajla Türkiye kamuoyuna yansımıştı. Hiç unutmuyorum, röportajımızla ilgili olarak okuyucularımızdan gazetemizin İstanbul merkezine mesajlar adeta yağmış, böylesi bir faciayla ilgili tepkilerini dile getirmişti okurlar. Söyleşimizi, Jeltoksan olayıyla, söylediği halk ağıtıyla bütünleşen ses sanatçısı ve aynı zamanda bu direnişe katılan Janar Ayjanova ile yapmıştık. Janar o günler, Kızıl Ordu’nun acımasızlığını, Kazakların milli çalgısı dombıra eşliğinde güzel bir halk türküsüyle seslendirmişti o direnişi. Üniversiteli kızların ellerinde balta, demir armatör, sopalarla Kızıl Ordu’ya karşı mücadelesini şu halk türküsüyle dile getiriyordu Janar: “Men (Ben) Kazak kızlarına kayran (hayran) kalam”  İşte Kazak halkının ve Kazakistan’ı bağımsızlığa, SSCB ve Gorboçov’un da sonunu hazırlayan Jeltoksan olayının, yani Aralık ayına anlam yükleyen bir başka noktası. Kazak tarihine “JELTOKSAN OLAYLARI” adıyla giren bu başkaldırışta dökülen kanlar ve verilen canlar, Orta Asya’nın yıldızlaşan ülkesi Kazakistan’ın temelini taşıyor. Ve zulümle hiçbir zaman, hiçbir diktatörün abat olamayacağını gösteriyor. Her ne kadar demokratik değerlere sahip günümüzdeki bazı ülkelerin başındakiler, illaki diktatörlükte ısrar etseler ve dünkü diktatörlerden ders almasalar bile… Yaptığım röportajın arasından tamı tamına 25 koca yıl geçti. Bu satırları yazarken, çeyrek asır önce Janar Ayjanova ile röportaj yaptığım duyguları yeniden yaşadım. Hem de, bugün bazıları gibi  ucuz kahramanlık yapanlar gibi değil, Kazak halkıyla o dönemde omuz omuza, yan yana, diz diize yaşadığım “bağımsızlık” sevincini yeniden tüm duygularımla hissettim. Kazakistan, bağımsızlığını da 16 Aralık 1991’de ilan etti. Diğer kardeş Orta Asya Cumhuriyetleri gibi 26 yaşında. Bir zamanlar Türk dış politikası, artık “Adriyatik’ten Çin seddine” duygusal ve içi doldurulamamış söylemine mahkûmdu. Bugün duygusallık zemininden bile fersah fersah uzakta. Sivil Toplum Örgütlerinin, şahsi gayretiyle bağımsızlığın ilk gününden günümüze taşıdığı bunca güzel özel ve güzel hizmetler olan eğitim kurumları, Türk dış politikasının zikzaklı politika (sızlık)ları ve tutarsız yaklaşımlarına kurban edilmeye çalışılıyor. Yüzyıllarca çekişmelere sahne olmuştur, bu uçsuz bucaksız topraklar. Dün bu kin ve nefret, Kolbinler Rus Çinovnikler (yöneticiler) tarafından  gerçekleşiyordu, bugün ise Anadolu topraklarından Orta Asya steplerine doğru yön değiştirdi malesef…

Her şeye rağmen, tüm fesat ve fitnelere karşın, dünden bugüne en kayda değer gayret, elle tutulur hizmet, Kazak yöneticilerinin de yer yer dile getirdiği gibi, bağımsızlığın ilk gününden bu yana, büyük gayret ve fedakârlıklar sayesinde, eğitim gönüllülerinin açmış olduğu kurumlarlardır. Bu okullarda yetişen ve en az dört dil konuşabilen gençler, en önemli yatırım ve elle tutulur sermayedir Kazakistan için. Hamaset değil,  somut kardeşlik katkısıdır.

Nazarbayev ve barış politikası

Sonuçta, elbette, içte huzur içinde, dışta ise barış adımlarıyla  sağlam adımlarla yürüyen  ve dünayaya entegre olan Kazakistan ve Kazaklar, tıpkı Avustralya’da devlet politikası haline gelen çokkültürlülü politası gibi, tüm farklı etnik toplumlarını bir arada tutan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in  yürüte geldiği kucaklayıcı politakalara borçlular. Kazakistan’ın bağımsızlığının 26.Yıl dönümünü en kalbi dileklerimle kutluyorum…

Enes CANSEVER-Haftanın Yorumu / e.cansever@zaman australiua.com.au

 

Cevap bırakın

  • (yayınlanan olmayacak)